top of page

Kornefes

Güncelleme tarihi: 15 Mar


Gökyüzünün solgun ışıkları, unutulmuş çağların ağıtlarını fısıldarken, o, dağların tepesindeki ininde, dağ gibi hazinesinin üzerinde yatarken yalnızca kendi iç sesini duyabiliyordu. Bir zamanların felaketi, tüm ırkların kabusu, şimdi rüzgarın, tozun ve unutulmuş yankıların arasında solup gitmişti. Öyle ki, insanların ona verdiği ve dile getirmekten bile korktukları isim artık belki sadece bir söylentiden ibaretti. O, bu isimden nefret ederdi.


Zamanında kan donduran gözleri artık sadece boş bakıyordu. Yine de dikkatli bakanlar bu gözlerden yüzyılların yorgunluğunu okuyabilirdi. Silinmeye yüz tutmuş bir yorgunluk. Her nefesinde, eskiyen bedeninde, asırlık zaferlerin, yıkılmış umutların ve acı dolu yenilgilerin izlerini taşıyordu. Bir zamanlar kudretin dehşetin ve korkunun simgesi olan bu varlık, şimdi içindeki boşluğun esiri olmuştu. Öyle bir boşluk ki benliğini, anılarını ve sıcaklığını yutup yok ediyordu.


Üzerinde yattığı şey paha biçilemezdi. Altın ve gümüş yığınları, sanki yıldız ışığının toprağa düşmüş hali gibi parıldıyordu. Yakutlar, zümrütler ve safirler, ışıltılar saçıyordu. Bir taç, eskimeye yüz tutmuş ama görkemini asla yitirmemişti. Kılıçlar ve diğer silahlar, antik ustaların el emeğini taşıyan eserlerdi; soğuk metalin üzerinde geçmişin kahramanlıkları ve acı dolu savaşların izleri yer alıyordu. Birkaç zırh parçası, zamanın darbesine meydan okurcasına sağlam duruyordu. Tüm bunlar birbirleriyle yarışırcasına, unutulmuşluğu ve efsanenin görkemini dile getiriyordu.


Artık o bunların hiçbirini duyamıyordu. Altınların parlaklığı gözlerini kamaştırmıyordu artık; kılıçların parıltısı, savaşların çığlıklarını geri getiremiyordu. Her şey anlamsızlaşmış, tüm değerler, tüm hırslar boşlukta kaybolmuştu.


Her geçen saniye, geçmişin yankıları yavaş yavaş silinirken, o silüet kendisini terk etmiyordu. Uzun zamandır, her şey bir bir yitip giderken, o yine ordaydı. Belki bir ızdıraptı bu. Bir pişmanlık. Belki de bir kayıp. Her şeyini yiyip bitiren o muydu yoksa? Onun ne olduğunu bile hatırlayamıyordu artık; bir yüz mü, bir ses mi, yoksa sadece hatırlamaktan korktuğu bir duygu mu? Belki bir dost, belki bir düşman… Belki de her şeyin başlangıcında, tüm zaferlerinin ve tüm kayıplarının tam ortasında duran o anıydı. Bütün bu ihtimaller bile kaybolup gitmek üzereyken, o hala daha ona ulaşamıyor, ne olduğunu çözümleyemiyordu. Bir şey eksikti, sanki parçalanmış bir bilmecenin son taşı, elinin ucundayken yere düşmüş ve kaybolmuştu. Bu eksiklik, onu içten içe yiyip bitiriyor, tükenişini hızlandırıyordu.


O, dağların tepesindeki ininde, dağ gibi hazinesinin üzerinde yatarken sessizlik onu tamamen sardı. İçindeki son kıvılcımın da silüetiyle birlikte çekildiğini hissetti. Evet, sonunda o da gidiyordu. Artık ne göz alıcı mücevherlerin arasında yatan bir dehşet vardı, ne de onun hikayesini taşıyacak bir nefes. Zaman, son yankıları da alarak bu görkemli varlığın anısını karanlığa gömdü. Asırların yorgunluğu ve anıların ağırlığıyla tarihin tozlu sayfalarında bir efsane olarak kalacak. Belki de sadece bir yaver canına susamışlığını ifade ederken anılacak ve hiç ciddiye alınmayacak. Kim bilir?

Kommentare


Keyifli okumalar...

Birthday
Gün
Ay
Yıl

Aramıza katılıp bir yazar olmak isteme sebebinizi dilediğiniz gibi anlatabilirsiniz.

Fabulas. (1).png

© 2025 by fabulas. 

bottom of page